Matematik kitabına gömülmüş, masumiyetle dolu o minik yüzüyle oturuyordu. Ama o adamın gözleri, sayılarla değil, bembeyaz teniyle ve büyüleyici kıvrımlarıyla meşguldü. Kitabın sayfalarını çevirirken bile vücudundaki her hareketi didik didik ediyordu; incecik bele dolanan o tatlı beli, kıyafetinin altından hafifçe belli olan tombul kalçaları onu delirtiyordu. Kafasını kaldırıp derse odaklanmaya çalışsa da adamın arsız bakışları tüm dikkati dağıtıyordu.
Bir an duraksadı ve onun yanına süründü. Hafifçe omzundan tuttuğunda kalbi hızla çarptı. Adam boş durmadı, elini kaydırdı beline, parmaklarını yavaşça içine aldı. Kitaptan çok daha cazip bir ders başladı aralarında; rakamlar yerini kıvılcımlı bakışlara, matematik işlemler ise fısıltılarla karışan nefeslere bıraktı. Onun dudaklarına yanaşmasıyla birlikte içindeki tutku alevlendi; sessiz ama çığlık atan bir arzuyla bedenini teslim etti.
Elini amcığına götürürken gözlerini kaçırmadı bile, tam tersi kendini tamamen ona bıraktığını gösterdi. O adam soğuk değil, yaklaşık bir canavar gibiydi—yavaş yavaş en mahrem noktasını keşfediyor, ısırıyor, yalıyor ve dilinin ucuyla oyunu biraz daha kızıştırıyordu. Kadının bedeninden yükselen inleme sesleri odada yankılanırken adam sakso yapmayı bırakmıyor, amcığını sabırla yalamaya devam ediyordu.
Sonra sözü eyleme çevirdi; dizlerinin üstüne çektiği minicik cadının bacaklarını açtı ve içine gözü gibi baktığı karağını sertçe bastırdı içine. Yavaş yavaş ilerledi, sonra ritmi artırdı; her kökleyişte kadının sesi yükseldi ve boğazından gelen o vahşi iniltiler adamın zevkini kat be kat çoğalttı. Kadının vücudu titriyordu artık; elleri adamın sırtında sıkıca kavrarken son dakikalara girildi.
Kendinden geçen kadın bütün direncini kırmıştı; artık sadece takılan yarak kadar gerçek vardı dünyasında ve adam da son darbeyi vururken üzerindeki tüm güçle amını dolduruyordu. Gözlerini kapatıp şehvet içinde çöktüğünde oda onların erotizmle dolu küçük tapınağı olmuştu; hiçbir sayı, formül veya kitap bu anlardaki kadar anlamlı olamazdı şimdi.








